NAZAR BÜYÜM
- Mahmut Pullu

- 7 Mar
- 39 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 2 Nis
Türkiye'de Reklamcılığın Yazılmamış Tarihi - Bölüm 1: NAZAR BÜYÜM
Ustam, üstadım Haluk Mesci’nin “böyle bir kayıt yapmamız lazım, bu kayıtlar tarihi belge olacak” demesiyle, programın ismini koyduğum ve 2020’de Haluk Mesci ile beraber başlattığımız “Reklam, Reklamcı, Reklamveren” adlı podcast serimizin tüm bölümlerini nihayet yayına hazırladık. O dönem, Clubhouse üzerinde buluştuk ve sağolsun Muhammet Göktaş’ın programı kaydedecek teknik altyapıyı da sağlamasıyla toplam 7 tane ustayla ay be ay program yaptık. Her kaydımız en az bir buçuk saat…
Karşınızda ilk bölüm: Nazar Büyüm
Sohbete katılanlar: Haluk Mesci, Faruk Atasoy, Pınar Kılıç, Ender Merter, Can Çağdaş
Bu içeriği 10 Mart 2021’de kaydetmişiz ve Nazar abi bu ses kaydında şöyle diyor: “Neredeyse 20 yıldır reklamcılık hakkında hiçbir yerde konuşmadım”. Sonrasında da Eli Acıman’dan günümüze kadar olan tüm süreci tek nefeste özetliyor. Nazar abi Datça’dan, Haluk Mesci Toronto’dan bağlanmış, ben de İstanbul’dan bağlanmıştım…
Buyrun dinleyin. Kulaklıkla, arabada ya da evde radyo dinler gibi… Bu kayıtlar; iletişim fakülteleri, sektör dernekleri/kuruluşları ve arşivciler için tarihi belge niteliğindedir.
Bu dokümanları kullanmak isteyen kişi ya da kurumlar bizimle iletişime geçsin lütfen. Gerekli izinleri sağladıktan ve kullanım amacınızı anladıktan sonra yardımcı olacağız.
Elimizdeki 7 bölümü yayınladıktan sonra, yine belge niteliğinde yeni sohbetler kaydetmeye devam edeceğiz.
Nazar abinin değerli hatırasına…
Nazar Büyüm
09.04.1944 - 20.11.2024
♾️
Kayıt tarihi: 10 Mart 2022
Kaydın hiçbir bölümü kesilmeden, olduğu gibi ve ham haliyle yayınlanmıştır.
_________________________________________________________________________________
Akademik çalışmalarda kullanmak isteyenler için...
Transkript:
0:00
Mahmut Pullu - Nazar Büyüm’ü ben davet edeyim. Programa başlarız.
Muhammet hoş geldin abi.
Muhammet Göktaş - Haluk hocam, Pınar hocam sizlere de iyi akşamlar. Şu an sesim iyi mi?
MP - iyi değil abi. Çok az. Yine demek kulaklık da çok iyi değil.
Çok az. Tamam ben az konuşayım abi.
0:39
Haluk Mesci - Yani ben kulaklıkla dinlememe rağmen çok az geliyor Muhammed ya mikrofonu değiştirmelisin ya bilgisayarın settinglerden sesini yükseltmelisin filan falan.
HM - Nazar’da bir problem mi var acaba Mahmut?
MP - Yok hocam. Linki şimdi paylaştım Nazar beyle. Birkaç dakika içerisinde aramızda olur.
Biraz davet yapıyoruz diye hemen çağırmak istemedim.
MP - Faruk Atasoy geldi.
HM - Faruk hoş geldin.
MP - Faruk hocam hoş geldiniz.
01:42
HM - Nazar hoş geldin ustacığım.
Nazar Büyüm - Merhaba Haluk. Merhaba herkes. Hoş bulduk.
MP - Nazar Bey hoş geldiniz.
NB - Hoş bulduk. İyi akşamlar.
MP - Nasılsınız bu akşam?
01.55
NB - Çok heyecanlıyım. Umarım sesim titremeden konuşabilirim. Eski dostum Haluk'la şimdi haberleşmeye bile başladım. Daha ne isteyeyim?
02:11
HM - E vallahi süper. Zaten tanıdığın tanımadığın pek çok insan var. Ama seni ben hiç öyle bu tür konuşmalar yaparken heyecanlanır görmedim. Bir sürü de büyük şeyde bulunduk. Çelebilik ediyorsun bize. Tabii ki çok güzel olacak biliyorum ben.
02:37
MP - Birkaç davet yapıp birazdan başlayacağız programa. Var mı?
NB - Tamam. Tam başlıyoruz. Bekliyorum.
02:44
HM - Nazar ben çevre bilgi vereyim birazcık. Görüyorsundur muhtemelen ama dinleyenler arasında Pınar Kılıç var. Aslında gelemeyecekti. Ama kar yolları kapattığı için dersi iptal olduğu katılabiliyor.
Seyfi Genç var. Eski reklam yazarlarından. Benim radyo takımından arkadaşım. Vahdet Narin var. Antalya'dan bu işlerin içerisinde bulunmuş, etmiş birisi. Kazım Dirik dostumuz var. Ankara'dan reklamcı. Faruk Atasoy var. Söylemeye gerek yok. Kim olduğunu biliyorsun. Bakıyorum, bakıyorum, bakıyorum. Neşet Kırcılaıoğlu’nu görüyorum aşağıda. Göremediğim veya gözden kaçırdığım insanlarım, tanıdıklarım varsa beni affetsinler. Hızlıca baktığımda bu isimleri gördüm. Nazar Büyüm’le olan sohbetimizi sürdürdükten sonra, sonlara doğru vaktimiz ve enerjimiz kalırsa tabii ki dinleyenlerden sorular alacağız. Nazar büyüme yönlendireceğiz. Mahmut'un söylediği gibi kısa bir süre daha bekleyelim. Ondan sonra başlayacağız.
04:04
NB - Haluk bütün bu arkadaşlar arasında tabii saydıklarının çok büyük bölümünü tanıyorum. Birlikte çalıştığım insanlar. Fakat çok uzun yıllar Neşet’le bağım kopmuştu. Şu anda Neşet aramızda mı?
04:25
HM - Neşet evet dinleyenler arasında şu anda konuşamıyor, cevap veremiyor. Çünkü
sana ağırlık veriyoruz ön bölümde. Ondan sonra konuşma platformuna davet ettiğimiz insanlar da mikrofondan açıp konuşabilecekler. Eminim seni duyuyor ama o, biz onu şimdilik duymasak da.
Neşet ve ben Kanada'da aynı şehirdeyiz. Birbirimizi daha sık görüyorduk. bu kapanmalar olmadan evvel ama işte işte böyle bir faydası oluyor Clubhouse’un. Birbirimizi görüntülü değilse bile sesli olarak görüyoruz. Nitekim İzmir Tolga’yla da böyle görüştük. Pınar'la da böyle görüştük. Onun bir bölümüne sen gelmiştin. Ha bu arada Can Çağdaş özür diledi. Mazeret bildirdi. Bir toplantıdayım ve görevliyim, çok selam Nazara, sonradan dinleyeceğim kayıtları, dedi. Bunu da iletmiş olayım. Seyfi Genç demin bir mesaj atmıştı. Eski reklamcı, reklam yazarı dedin ama ben aynı zamanda Adam Öykü külliyatının fanatik okuruyum, koleksiyonerim demiş. Sağ olsun çok hoş bir insandır
o da.
Evet, Neşet el kaldırdı. Onu yukarı alalım. Sessiz kalacağını bir süre biliyoruz ama Nazar’a bir selam vermek isteyecek muhtemelen.
MP - Neşet Beyi ben aldım. konuşmacılar arasında.
HM - Tamam. Ok. Ama bazen geç gelebiliyor bildirim. Tabii tabii.
06:08
NB - Neşet ve herkese tabii ama Neşet'e de özellikle çok selam, çok uzun yıllar
oldu. Merhaba. İyi akşamlar. Sizin orada akşam değil henüz ama olsun. Ne yapalım?
HM - Tabii canım niyete bakar. Evet. Bir de röativite diye bir şey öğrendik ya.
MP - Aynen. Neşet Bey, odadan çıkıp tekrar girer misiniz? Ben sizi kabul ettim el kaldırmanızı ama konuşmacılar arasına gelemediniz. odadan bir çıkıp tekrar girerseniz herhalde problem düzelir.
MP - Hah, şimdi oldu.
06:49
Neşet Kırcalıoğlu - Evet, ben ilk defa girdiğim için tam kullanmayı bilmiyorum programı. Hoş bulduk. Selamlar sevgili Nazar.
NB - Merhaba Neşet.
07:00
NK - Yani aşağı yukarı 21 yıldır Kanada'da olduğum için ondan görüşemedik.Türkiye'de olduğum 6 senede de
NB - sen veya Haluk ya gel bizi bir gör deseydiniz ben 40 defa gelirdim.
NK - Hala gel bizi gör.
07:14
NB - Yok geçmiş olsun yani. Olur mu öyle şey?
Evet başlıyor herhalde bu arada.
07:27
NB - Gelin de gelin de siz bizi görün. Felek bizi ne eyledi bir bakın halimize. Orada iyisiniz maşallah.
HM - Neşet ben eski davetlerin hepsini saklıyorum. Nazara bir sergi açacağım.
07:44
NB - Haluk başlamadan program bir şey soracağım. Aldın mı benim çeviriyi?
HM - Aldım. Keyifle bakacağım. Fakat şimdi bir ev taşıma derdim var benim. Ortalık dandini. Şöyle ayağımı uzatıp bakamadım henüz. Ama tabii o kitap dehşettir ya.
NB - Evet. Onun da hikayesi başka tabii. Şimdi bu…
08:10
Ender Merter - Sevgili Nazar iyi akşamlar diliyorum.
NB - Ender Merter o merhaba.
NB - Merhaba. İyi akşamlar Ender. Ne var ne yok?
EM - İyilik vallahi seni görmek mutlu etti. Özlediğimiz kişilerden birisin. Ama her zaman sevgi ve saygıyla anıyoruz seni.
08:33
NB - Estağfurullah. Estağfurullah. Estağfurullah. Anıyoruz demeyin başka şeyler söylüyor bana.
HM - Ben ben de öyle anladım mesela.
08:45
EM - Bir dakika kaçırdım ben. Neyi anlamadığınız? Ne oldu?
HM - Anıyoruz deyince yani adamı kaybetmişiz de arkasından anlıyormuşuz gibi oldu.
EM - Amma niyetiniz kötü be.
HM - Valla ben ustamın çırağıyım abi. Ben de onun gibi anladım bak.
NB - Estağfurull estağfurullah.
09:03
MP - Evet Haluk hocam ufak ufak başlayalım programa. Davetler gayet güzel geldi herkes.
Herkese hoş geldiniz arkadaşlar tekrar. Hoş geldiniz hepiniz. Daha önceki programlarımızla yani geride bıraktığımız 6 bölümde Haluk Mesci, Pınar Kılıç, Faruk Atasoy, Berktan Alphan, İzmir Tolga, Can Çağdaş gibi ustaları konuk ettik. Bugün yine çok özel bir konukla beraberiz. Duayan reklamcı Nazar Büyün bizlerle. Yayına katıldığı için öncelikle kendisine teşekkür ediyoruz.
Programın ilk 60 dakikalık bölümünde biz soracağız. Nazar Bey cevaplayacak. İkinci bölümde
yani son 30 dakikada dinleyicilerimiz de dilediği soruyu Nazar Bey'e sorabilir. El kaldırıp konuşmacılar arasına katılabilir. Programımızda ses kaydı alıyoruz. Yakında bu ses kayıtları kuracağımız mesleki platformun elektronik kütüphanesinde birer içeriğe dönüşecek ve tüm nesiller de bu içeriklere erişebilecek hedefimiz. Bu Haluk Mesci'ye reklam sektöründe daha önceden de birçok şeye öncülük ettiği gibi bu platforma da öncülük ettiği için ayrıca çok teşekkür
ederim kendim ve platformumuzdaki üyelerimiz adına. Nazar Bey hoş geldiniz tekrardan.
10:19
NB - Hoş bulduk. Hoş bulduk. Çok teşekkür ederim beni çağırdığınız için. Böyle çok uzun yıllar
var ki, en az herhalde 20 yıl, reklamla ilgili herhangi bir sohbete, görüşmeye, konuşmaya katıldığımı hatırlamıyorum. Ama burada o kadar benim önem verdiğim arkadaşlarım, dostlarım var ki bu defa hadi birazcık çıkayım ortaya. Zaten yakında anılacak hale geliriz. Ondan önce biraz konuşalım dedim.
HM - Ya, İşte bu.
MP - Allah korusun. Peki. Çok mutlu olduk yani gerçekten, çok da güzel şu anda, sizin jenerasyondan çok da güzel isimler var. Bir araya gelmenize de bir yandan vesile oldu. Buna da çok sevindim kendi adıma. İlk sorumuz şöyle olacak. Reklamcılığa ne zaman, hangi ajansta ve hangi görevde başladınız?
11:20
NB - Şimdi önce bir şey sorayım. Bu benim reklamcılık hayatım ve genel olarak bütün hayatım sahiden, çok tuhaf. Çoğu, pek çoğu çok güzel olaylarla, anılarla yüklü. Bir kere size lütfen şu, görevi ve ödevi aynı zamanda vermek isterim. Çenem uzayınca şu veya bu konuda, lütfen bana müdahale edin. Anlaştık mı bu konuda?
11:59
MP - Anlaştık Nazar Bey.
HM - Öyle bir şey yok. Bir kere yakalamışız. Ne kadar istiyorsan o kadar konuşacaksın.
NB - Eyvah.
MP - Şimdi ben de anlaştık diyorum ama aslında parantezde buydu benim de düşüncem.
12:11
NB - Siz hayır şunu söylemek istiyorum. Çünkü bu benim hayatım özellikle reklamcılık, yayıncılık, bunlar arasındaki çatışmalar, çelişkiler, inişler, çıkışlar o kadar sahiden beni mutlu eden keyifli
bir yığınla, olayla dolu ki, çok kolay alıp götürebilir beni herhangi bir konu. Onun için söyledim.
Şimdi reklamcılıkla ilgili şöyle bir şey var. Ben, 67-70 arasında Eczacıbaşı İlaç Fabrikasında mütercim tercüman olarak çalışıyordum. iki çocuğum vardı. İkisi de o ben orada çalışırken doğdu derken 70'e doğru galiba, galiba, 70'in Ağustos ayında belki en fazla Eylül’de, gazetede çok ilgimi çeken bir ilan gördüm. Bir metin yazarı aranıyor ama tam hatırlamıyorum ama beni bayağı etkiledi, ilgilendirdi. Bu güzel yazılmış bir bir şeydi. Bir kere en evvela metin yazarı ne demek Allah aşkına diye kendi kendime sordum. Yani metin varsa bir tane yazarı var. Ne demek metin yazarı? Ne oluyoruz hop falan. Sonra ona yazmaya karar verdim.
Yazdım. Bu Meserret Sokak’ta bir adresti. Görüşmeye çağırdılar beni. Gittiğimde karşıma kim çıktı
dersiniz? Ferit Edgü ile Ege Ernart. Bunlar beni, Haluk çok iyi bilir. Aşağıda bizim Cemil'in bir
şeyi vardı. bir ses stüdyosu. Orada görüşmeye aldılar iki kişi.
Ege Ernart'ı tanımıyorum fakat Ferit Edgü'yü şahsen değilse bile ismen tanıyorum. İşte A dergisi falan. Ferit Edgü konuştuk. "Size haber vereceğiz dediler. Ben çıktım oradan gittim. Bir ay kadar sonra bana telefon edip hadi gelin işe başlayın dediler. Ben de geçmiş olsun dedim. Çünkü o sırada askerliğe, bunlardan haber çıkmayınca, askerlik kararı aldırmıştım. Askere gidiyordum.
Dolayısıyla gittim Polatlı'ya, Topçu Okuluna. İşte 2 yıl sonra yahut 1.5 yıl sonra döndüğümde,
can sıkıntısından Elia Kazan’ın Uzlaşma kitabını çevirmiştim askerde. Döndüğümde onun son bölümlerini çevirirken gene bir ilan gördüm. Bu defa adını biliyorum MAN Ajans diye. MAN Ajans imzalı. Gene enteresan bir ilandı. Gene başvurdum. Gittiğimde bu defa Ferit Edgü yoktu, ayrılmıştı anlaşılan. Ferit de orada kreatif bölüm başkanlığı gibi işte olduğu için galiba biraz panik de vardı ortalıkta. Fakat Ege oradaydı hala. Ege Ernart. Onlarla konuştuk. Söyledim ya benim bu konularda açılınca çenem durduramazsınız diye.
15:41
MP - Vallahi çok güzel gidiyor. Durdurmalık bir şey yok Nazar Bey. Estağfurullah.
15:45
NB - Hasan Parkan benim Kayseri'den tanıdığım bir arkadaşım. Türkiye İşçi Partili. Türkiye İşçi Partisi Kayseri il başkanlığı galiba bir ara yapmış, bir avukat aslında. Orada çalışıyor, metin yazarı. Hasan'a sordum ya buraya geldim galiba beni çağıracaklar ama nasıl bir yer dedim. Hohho, gel gel, iyidir iyidir.
Evet çağırdılar gittim başladım. Beni bir odaya İzmir Tolga’yla koydular. Elime 2 - 3 tane
İngilizce kitap reklam. Soru başlıkları iyi midir? İlgi nasıl çekilir başlıkla falan. İşte bunları duyan
reklam genç reklamcı arkadaşlar çok şaşırıyorlardır. Başlık ne demek diye. Biz reklam düşünmeye başlıkla başlardık. Herhangi bir konuda başlıkları yazarsın. Başlıkları Eli Acıman’la görüşürsün.
O iki tanesini kırmızı daha doğrusu kahverengi kalemle işaretler. Onları bir daha düşünür ve bir…
HM - Turuncu, turuncu.
NB - Kahverengi diye kalmış. Turuncu muydu? Peki turuncu ama mutlaka saman kağıdı
üstünde değil mi Haluk?
16:05
HM -‘Bruyyon kağıdı Paşa’.
NB - Evet. O birini seçer ve onun tabii başlıkla beraber copy’yi de metni de düşünmeye başladığın için kolaylıkla yazar bitirirdin. Şimdi, orada işe başladığım zaman gerçekten böyle çok bize sezdirmemeye çalıştıkları bir panik durumu vardı. Ben Hasan'la Hasan Parkan'la ilk başladığımda Ersin Salman da, orada tanıdım, üçümüz aynı odadaydık. Bir süre sonra Hasan yeni ajanstan, bunların bunlar tabii efsane artık ama yeni ajanstan herhalde bir teklif aldı. Daha iyi bir teklif oraya gitti.
Ersin de birazdan anlatacağım çünkü kaçınılmaz o konuya girmemiz. Televizyon reklamları film işleriyle meşgul olmaya başladı. ben odada Değer Dilek ve işte şu anda konuştuğumuz Haluk Mesci ile başa bırakıldım. Haluk da çiçeği burnunda bir mezun gelmiş Ankara'dan böyle pırıl bir delikanlı. Hala biraz öyle galiba ama neyse. Benim ekip böyleydi. Yanda ise benden biraz sonra işe giren Zafer Ataylan vardı. Onun da alt kadrosu, öyle söyleyelim. Hulki rahmetli arkadaşımız Hulki Atunç ve, Haluk belki hatırlar, Ayıp etmem inşallah. Sevim…
HM - Necati Güngör var.
NB , Hayır o daha sonra, daha önce Sevim veya Sevinç adında bir genç metin
HM - Sevinç evet. Bilge Tanyol o odada değil bizim odada başladı değil mi?
NB - Başladı. Evet. Evet. Bilge Tanyol vardı. Evet macera böyle başladı. Bir biz kısa zamanda,
bu ekip ve tabii Zaferin ekibi, ha Ege de vardı hala daha orada. Ege 3 ay kadar sonra ayrıldı ve
Ferit'le bir başka reklam ajansı kurdular. Vakko'yu aldılar falan filan. Fakat kısa zamanda birkaç
ayda bu kadro Eli Acıman’ın kaygılarını giderdi. Öyle anlaşılıyor.
Biz yerli yerinde o işler yapmaya başladık. Ve Manajans, eski Manajans olarak yani güvenilen en büyük, en önde, yoluna devam etti. Benim reklamcılığımın reklama başlama öyküm böyle aşağı yukarı.
20:17
MP - Ağzınıza sağlık. Nazar Bey, öyle bir ses tonunuz var ki, bir yandan, sırf reklama başlama öykünüzü böyle sabaha kadar dinletirsiniz.
NB - Yani şimdi bu ses tonu meselesinde, bir tabii hemen araya anı giriyor. Bizim aşağıda Cemil’in, şeyi vardı. Cemil Kıvanç'ın ses alma stüdyosu. Orada filmler de seyredilirdi. Bu anekdot, ben birebir tanık olmadım. Fakat bir film seslendirilmiş, Eli Acıman da filmi reklam filmi seyretmeye inmiş orada. Seyrederken, Faruk bizimle mi şimdi? Faruk Atasoy.
MP - Faruk Atasoy burada. Evet.
21:08
NB - Faruk merhaba. Ferit ve Ege ile birlikte filme bakıyorlar. Film sesler her zaman dublaj oluyor tabii. Film seslen, ve Eli Acıman da dış sesi duyuyor. Kim bu ayı diyor. E, seslendiren de Ege. Böyle nahoş bir ders. Dolayısıyla ses tonunun iyiliği kötülüğü o kadar iyi bir şey değil. Birisi kim bu ayı diyebilir bir yerde. Evet. Harika bir hikaye.
21:46
HM - Ben azıcık arka plan bilgisi sunabilir miyim arkadaşlara?
Mp - Haluk hocam buyurun lütfen. Cemil dediği nazarın Cemil Kıvanç ses stüdyosunun ses mühendisliğini yapıyor. Ses stüdyosu bayağı profesyonel bir stüdyo. bizim çalıştığımızın bir alt katında full. Daha da alt katta daha sonra fotoğraf ve film platosu olacaktı küçük. Çünkü Manajans'ın radyo reklamları var orada. Onlar da kotarılıyor. Hem de nazarın söylediği gibi sessiz çekildiği için filmler ve TRT reklamları denetimli seslerin dublajıyla kabul ettiği için
orada dublaj yapılıyor. Yani stüdyo o yüzden de var ama söylediği hikaye de
müthiş bir hikayedir.
22:35
NB - Evet. Evet. Evet. Sonra şey başladı tabii. Haluk geldiğinde zaten işin ortasına düşmüştü. Televizyon reklamcılığı başladı. Televizyonda reklam. Televizyon reklam kabul etmeye başladı. Biz söylediğim gibi başlık yazarak çünkü basın alıp götüren reklamı. Basında da bir başlık var. Altında
copy var. Orada öğrendik ki metin yazarı copywriter’ın tercümesiymiş. Hala yadırgıyarak söylüyorum. Neyse ki bizim arkadaşlarımız bizden sonra reklam yazarı diye bir şey daha doğru bir şey buldular da. Neyse. Televizyona adapte olmaya çalışıyoruz. İstisnasız her olaya televizyon çünkü bir şamar gibi. Çok güzel. Her şey de indi suratımıza. Biz Hürriyet Gazetesi'ndeki reklamlarımızı düşünürken televiziyon geldi çıktı. Sonra birden aydık ki televizyon reklamcılığı bizden ziyade film işindeki profesyonelleri çarptı. böyle şaşkına çevirdi. Şöyle bir anımı anlatayım. Benim Manajans'ta benim grubumun sorumlu olduğu işlerden biri müşterilerden biri Vog çoraplarıydı.
24:21
15 saniyelik bir Vog Çorap filmi yazdım ben böyle 56 plan var. Şöyle üstü açık bir kırmızı spor arabada bir delikanlı geliyor. Fiyakalı bir delikanlı bir güzel evin önünde duruyor. Villa gibi iniyor. Oradan gidiyor kapıyı çalıyor. Zil çalıyor. Oradan güzel bir kız çıkıyor. Delikanlı geliyor kıza. Yolcu kapısını açıyor. Spor arabanın kız biniyor. Sonra delikanlı biniyor. Bindikten sonra bir tane gül, bir gül veriyor. Kırmızı bir gül kıza. Kız gülü alıyor delikanlıya gülümsüyor. Gülü kokluyor. Gülü kucağına koyuyor. Meğer mini etek giyinmiş güzel bacakları üstüne. orada dış ses walk başkadır diyor.
25:08
Şimdi bunu 15 saniyelik bu senaryoyu yeşilçam'daki en usta yönetmenlerle çalışıyoruz. Başka yönetmen yok. görselci yok zaten. , 60 saniye, 75, 90 saniye fakat hiç sonra aşağı inemiyorlar. Öyle acemiliklerle başladı tabii. Sonra onlar da ben bunu şununla karşıla kıyaslıyorum. Haluk, , Faruk, Neşet, Pınar. Ben ne kadar şimdi bu yeni medya ortamında sudan çıkmış balık gibiysem 70'li yılların başında reklam sektörü ve özellikle de film yapımcılar, reklam için çalışanlar aynı kava çıkmış balık misali şaşkındılar. Öyle bir karşılaştırma sanıyorum yapılabilir.
26:07
MP - Ağzınıza sağlık Nazar Bey. Çok güzel hikayeler. Siz Vok çorabından bahsedince benim aklıma o dönem yine Jill reklamı var meşhur. o geldi. Herhalde iki katı fiyatla girmişti ama
işte birkaç ay sonra çoraplar yamuk yumuk olduğu için de batmıştı gibi bir hikaye hatırlıyorum.
26:26
HM - Şimdi Neşet bir katkıda bulunacak anladığım kadarıyla ama nazarın yuvarladığı topa şöyle
bir ek yapmak istiyorum ben Neşetten önce izinle. Nazar haklı çünkü televizyon filmi nasıl çekilire gelinceye kadar nasıl yazılır, o süre nasıl tutturulur bunları bilmiyor sektörde kimse. Evet sinema reklamları var filan vesaire ama sinemada süre sıkıntısı yok. Türkçe sıkıntısı da yok. Dolayısıyla evet yeni öğrendik. Neşetcim buyur.
25:59
NK - Şimdi şeyi ilave etmek istiyorum. Evet. Film olarak süreye 15 saniye 30 saniyeye
girmek epey uğraştırıyordu da ama sizler de metin yazarı olarak 15 saniyeyi 15 kelime kullanabiliyordunuz. 30 saniyede 30 kelime kullanabiliyordunuz. O da herhalde yazınızı epey etkiliyordu.
27:24
NB - Bu bizi disipline etti Neşet. Bu bizi disipline etti. Evet. Çok kötü bir şeydi. Hatta 30 saniye
32 kelime. İki kelime bile iyiydi. fakat bu bizi sözcük ekonomisi bakımından söyleyeceğini adam gibi söyle oğlum lafı uzatma anlamında disipline etti. Çok kötü bir şeydi elbette ama Neşet senin girdiğin dönemlerde siz zaten artık reklam yönetmeniydiniz. Ben daha biraz daha öncesinden söz ediyorum. Yani İngiltere'den İngiltere'den Julius Cassar’ların getirildiği dönemlerden bahsediyorum. Şeye gelince, bu e Jill meselesine gelince o tabii benim Ajans Ada serüvenim. Jill Manajans'ta değil, çok daha sonra.
28:24
NK - Şimdi ben şeyi ilave edeyim. Benim başlangıç tarihim 72 Nisan. Yani daha siyah beyazı her şey. Televizyon reklamı vardı zaten.
MP - Evet. Teşekkür ederiz değerli katkınız için Neşet Bey. , şimdi Nazar Bey’e şunu soracağım. Okurken ne olmayı düşünmüştünüz? Yani reklamcı olmayı düşünmüş müydünuz okurken?
28:54
NB - Hayır canım. Ne ilgisi var? Reklam kimin aklından geçiyor şimdi? Şu şunu baştan söyleyeyim de bir kere aradan çıkartalım. Ben 1914-15 arasında aşağı yukarı 90 kadar haftalık Agos gazetesinde dönüp baktığımda başlıklı makaleler yazdım. Sonra bu, Bülent Erkmen'in,
inanılmaz güzel, büyük, her zaman olduğu gibi katkısıyla çok güzel bir kitap olarak yayınlandı. Yanlış hatırlamıyorsam bu kitapta reklamla ilgili bir tek yazım yok. Yani, ilaç için hepsi böyle işte. Neyse. Oysa reklam benim hayatımın önemli bir bölümünü ve yayıncılık hayatımın her bölümünü destekleyen bir uğraş oldu. Ama ne okurken ki İngiliz edebiyatı okudum ben. Türkiye'de ve İngiltere'de ne de herhangi bir dönemde reklam aklımdan geçen bir şey değildi. Ama nerede
böyle reklam? Mesela çocuktum Develi'de. Doğduğum yerde. Bir şey görmüştüm. Bir duvara yapıştırmış. Kadınların muayyen zamanlarında benim çok ilgimi ne demek kadınların muayyen zamanları? Gripin mi Opon mu bir şey söylüyor. Ne demek yani bir kere kadınların muayyen zamanı ne demek? Kafamı kurca kimseyi de soramamıştım. Böyle şeyleri ilgimi çektiği için daha sonra başlığıyla şöyle böyle dikkatimi çeken bir şeyler olduğunda yahu ben bundan daha iyisini yaparım diye düşündüğüm çok oldu o dönemlerde. Zaten o, , ilgi duyduğum, metin yazarı, arama ilanlarına da bu yüzden bu nedenle daha doğrusu cevap vermiştim. Ama aklımdan geçen şey değildi reklam hiçbir zaman. Hatta şunu söyleyeyim. Buna herkes güler ama ve inanmaz. Reklamcıyken de aklımdan geçen bir şey değildi reklam. Reklam. Ben elimden gelen yeteneğim neyse, aklım neyi kesiyorsa, deneyimim neyse her şeyimi vererek yaptım ama daima bir eldivenle. Çünkü asıl istediğim şey o küçüm. Asla küçümsediğim için değil hiçbir emeğe küçümseyerek bakmadım ben hayatımda. Reklama da öyle. Fakat asıl işim değil diye hep hissettim. Ve öyle davrandım. Daha az emek ve çaba göstermedim. Asla elimden geleni yaptım. En iyisini yapmaya gece bakınız yatağımın kenarında bir kağıt, bir kalem mutlaka bulunurdu.
Basın yayın için, kitap adı için falan değil. Reklamda beni bocalayan bocalatan bana meydan okuyan bir şey bir soru sorun gecenin herhangi bir saatinde kafamda bir ışık yakar düşüncesiyle o hep orada bütün hayatım yani reklamcılık hayatım boyunca dururdu. Yani şunu söylemek istiyorum. Hiçbir zaman küçümsemedim. Hiçbir zaman ikinci işim saymadım. Elimden geleni yaptım. Ama asıl yapmak istediğim şey başka bir şeydi. On o da onu da hiç aklımdan çıkarmadım. Bu kadar.
MP - Ağzınıza sağlık. Birazdan onu da soracağım. Nazar Bey, peki eğitiminiz sizi reklam yazarlığına ne kadar hazırlamıştı? Yani başlangıçta zorluk çektiniz mi veya kolay mı buldunuz
bu işi?
33:22
NB - Hiç, hiç, hiç. Zero zorluk. O İzmir'le kapatıldığımız odada okuduğum iki kitap, yani bunu nasıl anlatmak şey yapmadan böbürlenmeden nasıl söylemek mümkün bilmiyorum ama, iki kitap sanki zaten bildiğim şeyleri bana söylüyor gibi geldi. Ondan sonra tabii çok izledim. Bir anekdot anlatabilir miyim şimdi?
MP - Tabii ki. Tabii ki. Buyurun.
33:58
NB - Eli Acıman hayatını yalnız reklama değil, hatta yalnız pazarlamaya değil, insan ilişkilerine
de ayırmış demeyeyim ama hayatında bunlara çok önem vermiş bir insandı. bir sağduyusu yani sağduyu mu o? Reklam duyusu vardı sürekli. Sürekli vardı kafasında İzmir'le beni bir sürpriz
ödülle New York'a gönderdi. Bir haftalığına. Advertising Age dergisini hepimiz biliriz. Zaten reklamcılık dünyasında bir Advertising Age, bir de Campaign vardı. Advertising Age'in düzenlediği bir workshopa gittik. İzmirle ikimiz bütün paralar ödenmiş, biletler alınmış falan filan. Gittik oraya
daha öte bir şey yapmıştı Eli Acıman. O kişi Türkiye’de bizim Ajans Ada dahil reklamcılığın bulunduğu yeri sağlamlaştıran ve o bulunduğu yeri daha ileriye taşıyan eğer bir kişi varsa ve bu
da mümkünse bir kişi tarafından yapılması, o kişinin adı Eli Acıman’dır.
Bakın iki çalışanını bir workshop'a gönderiyor New York'a. Yetinmiyor bununla. Bu para meselesi, öngörü meselesi. Bunu yaparsın ama bir şey daha yapıyor. Advertising age'in kuruluşundan itibaren editörü olan Sydney Bernstein'a mektup yazıyor. Bizi söylüyor. Biz gittiğimizde orada düzenlenen şey Advertising Age'in bir workshopu. Bu adam consideration diye, Sid'i büyüterek Sid ya adı, consideration diye bir şeyin bir köşenin yazarı ve 1930'dan itibaren Crain Communications'ın yayınladığı bu Adverting Age 58-60’a kadar da daha 20'li yaşlardan başlayarak editörü. Ona yazıyor Eli Acıman. Bu adam bizi arayıp buluyor. Yanlış hatırlamıyorsam İzmir’le beni öğle öğle yemeğine çıkartıyor. Düşünebiliyor musunuz? Yani nasıl onore ediyor sizi,
bu kadar gözde bir insanın özel ilgi göstereceği özel insanlarmışsınız. Böyle hissetmenizi sağlıyor. Orada çok ilginç şeyler oldu. Faruk da çok arkadaşım da Pınar da hele hele Haluk da
mutlaka o isimleri bilir. Orada iki kişiyle tanıştık biz o workshop sırasında. Biri George Lois çok ünlü bir reklamcı. Kitapları falan olan biri. Öbürü de Jerry Della Femina. Şimdi ilginç olan şu.
Ben İstanbul'da Manajans'ta benim grup işte birtakım müşterilerle meşgul ya. Bunlardan biri de National televizyonları, Profilo üretiyor. Bir Japon markası National TV. O sırada gene yaşı 60'ı geçenler belki biraz hatırlar. Televizyonlar, evdeki televizyonlar lambalı televizyonlar. Böyle
ısınacak. Ondan sonra yavaş yavaş ses gelecek. Peşinden biraz daha bekle bakalım. Görüntü gelecek. Böyle bir şey. Nasıl ise sözü nasyonel diyoruz hep biz ona. Tabii o zaman benim sorumluluğunu taşıdığım televizyon reklamında şu: Anında görüntü, beklemeden ses. Müthiş
değil mi ya? Herkes bekliyor ısınsın. Neyse. Jerry Femina bu adam da onu da hepimiz tanıyoruz gitmeden önce. O da Amerika'da bu National televizyonların lansmanını yapıyor.
Fakat bizler o kadar uyarıcı, önemli, etkileyici, öğretici bir seyahat oldu ki. Bu o adam Amerika'ya nasıl sunuyor nasyonal televizyonlarını basın reklamında lansman olarak biliyor musunuz?
Söylüyorum. Çok yavaş yavaş söyleyeceğim. From those wonderful folks who gave you pearl Harbour. (…)
Haluk kahkahanı duymadım.
39:32
HM - Gülüyorum ben çünkü hikayeyi biliyorum. Lafa da çok gülüyorum. Bende açıcıcık farklı hikayesi sloganın ama kitabın da lafın da kafasını muazzam yapan şeyi değiştirmiyor. Della femina
dediğin gibi öyle bir adamdı. Sonra daha ileri yaştan bir anekdotunu da ben ekleyeceğim zaman kalırsa yani.
40:00
NB - Ama Haluk bu nasıl bir cürettir değil mi? Bu nasıl bir akıla? From those wonderful folks who gave you Pearl Harbor. Amerika'da Pearl Harbor bir kıyamet değil mi? Yani bunu nasıl
göze alabilirsin? Orada
HM - ikiz kulelerin tarihteki ilk örneği gibi bir şey yapıyorlar mı?
HB - Bravo, bravo. Yani ikiz kuleleri patlatan adamlardan bir ürün diye tanıdığın sunduğunu düşün herhangi bir şeyi. Bu öyle bir etki. Neyse orada tabii 60'larda benim hayranlık duyduğum batıdaki bu değil bu one of bu öyle bir şey. Tabii biz şeyleri okuyoruz böyle Ogelvy'yi okuyoruz. Bernbacha'a bakıyoruz. Okumaktan ziyade ne yapmışlar? Farklarına onlara bakıyoruz falan filan. Yani uzun metinle bilmem ne. , fakat bu arada bir de Amerika'da, herhalde artık reklam tarihinde baş köşeye yerleşmiş işlerden biri, Volkswagen Beetle reklamları. Şimdi ben onları gördüğüm zaman reklamcılığa başladıktan sonra, ondan önce bilmiyordum tabii. Nevrim döndü. Yani bu nasıl bir şey? Bu nasıl bir şey? Yani nasıl bir kısa metinler, inanılmaz başlıklar, gırgır, şamata, eğlence, keyif hepsi bir arada. Nasıl oluyor? O bizim, benim özellikle Manajans’tan ayrılmama yol açan duygudur. İşte bunu soracak mısınız acaba
MB - Nazar Bey? Birkaç tane soracağım şeyi tekte anlattınız bu arada.
NB - Güzel. Hızlı ilerliyoruz yani.
42:11
MP - içinizde mi doğdu, ne oldu bilmiyorum ama yani birkaç tane soruyu bu işte advertising age muhabbeti bir önceki anlattığınız işte Amerika hikayeleri İzmir Tolga’lı olan
hepsini soracaktım. Tamamını siz aktarmış oldunuz. Müthiş anılar bunlar.
HM - Yani bir şey hatırlatabilir miyim?
MP - Tabii ki. Tabii ki. Hocam buyurun.
42:34
HM - Şimdi ben çırak girdim. Bir masa gösterdiler. Oturdum. Hasan Park'ın masasıymış. Neyse sonradan Nazar Büyüm’le İzmir Tolga diye iki adam geldiler. O seyahatten dönüyorlar ve durup durup birbirlerine "Come on Jerry, what's the story?" filan diyorlar.
NB - Bravo.
HM - Belki bunu da bize anlatır azıcık.
43:05
NB - Bu bu bize orada şimdi birkaç şey bize gösteriliyor örnek. Bu da onlardan biri. Birkaç şey derken sayeden böyle bir benim çok yadırgadığım artık müthiş yetişkin kreatif bölümlerden
birinin başkanı en azından falan biriniyim ya. Kan kırmızı, metin yazarı harika falan. İyi, çok iyi. Fakat o hissiyatla gittiğin zaman yani yapamayacağın hiçbir şey yok. Ama hayran olduğun şey var bu arada. Fakat bunlar bize orada örnek olarak come on Jerry what's the story diye bir şey. O da
anlatıyor. The story is yahu biz bundan hiçbir şey anlamıyoruz. Ben orada diyorum ki ulan bu ne biçim bir iş kardeşim. Biz buraya workshop'a geldik. Gösterilen örneklere bak diyorum.
İzmirle biz ikimiz de come on Jerry’yi duyunca şıkır şıkır sanki efe gibi oynamaya başlıyorduk dalga geçerek. Sonra fakat yavaş yavaş gördük ki reklamcının birkaç şeyi çok iyi bilmesi lazım.
Kullandığı dili çok iyi bilmesi lazım. Bir de hedef kitlesini çok iyi tanıması lazım. Yani eğer hedef ki mesela bir örnek vereyim. Haluk'un başrollerden birini dört kişiyle paylaştığı Efes reklamlarında üç kişiyle paylaştığı kendisi de dördüncüydü. Biz Efes Pilsen ne başladığımı ben tanımak istedim. Yani bu bir şey söyleyeceğiz de kardeşim bunlar %37'sine sahip piyasanın. Peki bir aştırmamız lazım. Almışız lokum gibi kocaman bir müşteri başla bir an önce diyor. Hayır. Sonunda oraya git, buraya git, şuraya git. Yenikapıda o zaman yani Kumapı, Yenikapı, Aksaray var. Orada piliçiler vardı. Piliçiler o zaman aynı zamanda bir adada satabiliyorlardı. Şimdi galiba marketlerden de içki satışı kaldırılacakmış ama o zaman piliçi satılan döner pili şöyle yerlerde bira vardı. 3 ay arkadaşlar oralarda dolaştık. Ben en çok ve oradaki dolmuş ve taksi şoförlarının şeyinin bira içici cross section’ına kesitine en uygun kitle olduğuna karar verdik. O nedenle bu Haluk Mesci gibi birtım embesiller tut bu bira bu kapak bu kapak bu birayı nasıl? Çünkü oraya uygun bir profil çıktı ortaya. Dolayısıyla Jerry, come on Jerry de onların kendi buldukları, tanıdıkları, tanımladıkları hedef kitlelerine uygun bir reklamdı. Bunu öğrendik. mesela orada hiç sonra tutmayan bir iş olduğunu gördüğümüz bir sunuma da muhatap olduk. Yıl 1974 arkadaşlar. Ben de ben dün ne yediğimi unutuyorum ha bunlar demek ki kalıyor akılda. , "How to turn bright red into lime yellow" diye bir sunum gördük. Haluk bunu hatırlamaz çünkü daha önce söylememiştim. , bu da neymiş? , bu şeyler var ya itfaiye araçları kıp kırmızı boyalı ya onlar lime rengi yani misket limonu rengi yani açık yeşil mi ne derseniz ona bir reklam ajansı müşterisine böyle ayarlamış
tırnak içinde müşterisine bu e lime yellow misket limonu renginin daha fark edilir ve gerek
ambulanslarda gerek itfaiye arabalarında daha doğru bir seçim olacağına ikna etmiş. Onun bize muhteşem sunumunu yaptılar. Tabii. Sonra gördük bizim cilt çorapları gibi tutmadı ve hiçbir yerde biz şimdi lime yellow itfai arabası görmüyoruz. Amerika'da yok, burada yok. Nokta.
48:36
MP - Ağzınıza sağlık Nazar Bey. Haluk Mesci'nin bira, meşhur bira sloganına da geldiyse konu dinleyenler için küçük bir hatırlatma yapacağım. Her zaman bira bu kapağın altındadır diye ne yazık ki telaffuz ediliyor ama halbuki Haluk Mesci orada bira bu kapağın altındadır olarak yazmıştır bunu. İnsanlar da belki markanın hatası burada olabilir. Allah Allah bu nasıl bir laf ki? Herhalde bu kapağın altında diye düşünüp garip garip duygu ve düşüncelere kapılmışlardır yıllar yıla.
49:10
HM - Mahmutcuğum, vurgu düzeltmen için teşekkür ederim ama bir konuyu da benim düzeltmem lazım. Benim daktilomdan çıkmış olabilir cümlenin bu hali ama bir kere bu bir ekip işiydi. Başını nazar anlattı. Efes Pilsenin yaptığı araştırmalar var. Ajansın yaptığı araştırma var. Ve daha önemlisi de kulakları çınlasın. Zafer Ataylan'nın bir toplantıda ya habire kapak altı promosyonu yapılıyor içeceklerde. Biz gelin bu kapağın altında bira vardır diyelim demesi yatıyor. Ben de bunun üzerine ya Zafer bak brief'te biz Tuborg'tan ve tekel daha iyi bir diyelim var.
Dolayısıyla bunu bira bu kapağın altındadır gibi söylememiz lazım dediğim için bu çıktı ortaya. Ben
araştırmaları okuyup bakıp odaya kapanıp ebunu icat etmedim yani. Bunun saptanması ve kayda geçmesinde yarar var.
50:15
NB - Bu Haluk son noktayı kim koydu çok o kadar önemli değil. Ajansın genel yönelimi. Biz niçin…
HM - Aynen bunu söylüyorum. Aynen.
NB - …Manajans’tan ayrıldık. Biz Manajans’tan niçin ayrıldık? Ben ve Zafer orada çalışıyorduk ayrıldığımızda. Ersin zaten ayrılmıştı. Dışarıda bağımsız reklam filmi çekiyordu. Hasan Parkan yeni ajansa gitmişti. Hasan'ın da bir Hasan'ı çok severim ben. Kulakları çınlasın orada Yeni Ajansta bana sonra, nasıl olmaz, şey yazmış orada Arçelik çamaşır makinelerinin reklamlarını yapıyorlar. Tabii hep gene hiç unutmayın başlık çalışıyoruz. Biz de burada AEG'nin reklamlarını yapıyoruz.
AEG çamaşır makinesi, buzdolabı falan filan. Hasan Sakız Makinesi diye bir başlık yazmıştı. Arçelik çamaşır makinesi. Niçin? Bu çok nasıl birazdan inşallah unutmazsam söyleyeceğim. Halkla ilişkiniz halkla halk ilişki halkla ilişkilerden bahsetmiyorum. Lanet olsun. Yani bir iletişimci olarak halkla münasebetiniz hiç kopmamalı. Mesela biliyorum ki ben 50 yıl önceki halk değil artık burası ve ben ne kadar tanıyorum bilmiyorum ama o zaman biliyordum. Hasan da çamaşır makinesine sakız makinesi derken sakız gibi lafının kendi hedef kitlesine ne olduğunu çok iyi biliyor tabii ki. Yani sakız gibi müthiş güzel yıkanmış tertemiz.
52:23
HM - Nazar o ilanı hala saklıyorum. Metni de süper onun ve öğrencilere hep gösteriyorum bu ilanı. Evet.
NB - O ama o ilanın sen yeni halini, nihai halini gösteriyorsun. Benim sana söylediğim şey şu. Oradaki grafik Arçelik çamaşır makinesini yaptıktan sonra yanına bir sakızla şişirilen balon
resmi koymuş. Hasan bunu anlatırken bana bir yandan kıh kıh kıh gülüyor. Bir yandan da nasıl
olur böyle bir şey diye hayret ediyordu. Yani halkınızla kimse onla ilişkinizi asla kesmemeniz lazım.
Biz sanıyorum, şimdi şeyi biraz konuşalım mı? Çünkü zaman ilerliyor. Bu e niçin biz manajans'tan çıkıp başka yere gittik? Eli Acımanın bir sözü vardı bize. Ben ne zaman ona çünkü senior yaratıcı bir bendim artık orada şans beni öyle bir zorlu göreve etmişti. Derdim ki ya tamam da biz en iyiyiz. Manajans fevkalade şu bu falan filan biraz bu bunlar bunları biraz Acıman bey ben onu herkes
Bay Acıman der ben Acıman Bey bunları biraz paşa işleyen formül terk edilmez derdi bana haklıydı. Haklıydı çünkü man ajans en iyi ajanstı en büyük ajanstı ve yaptığı işler ses getiriyordu niye Niye terk edilsindi? Biz başka türlü bir şey, bir reklam mümkün diye düşünüyorduk. Onun için böyle komplo kurduk. Gizli bir tezgah. Ersin zaten dışarıda, Hasan da dışarıda. Zafer’le ben Ayhan Cecan'ın Haluk reklam ajansını hatırla orada biz komplo teorilerimizi isyanlarımızı orada planladık.
54:56
HM - Ajanstür.
NB - Ajanstür. Bravo. Orada planladık. Orada bir araya geldik ve kurmaya karar verdik. Ajansı kurduk. Ocak ayında kurduk istifa edip ama bunun bu da önemli bu da lütfen geçsin bir biçimde bizi yazıyorsa, kuruluş tarihimiz 1 Nisan. Çünkü şakaydı bütün bunlar ya arkadaşlar. Bu çok önemli bir şey. Müthiş gerilimlerle dolu günler yaşadık reklamcılıkta. Ama hiçbir zaman keyfimizi ve Haluk buna kendisi işin içinde olduğu için katıldığı için kendisi de müsebbip olduğu için tanıktır. Keyfimizi kaçırmadık. Yani eğlendik aynı zamanda. Size bir şey anlatabilir miyim? Bir eğlence anı anısı.
56:01
Benim sevgili arkadaşım İzmir Tolga'ın bir şeyden arkadaşı varmış kolejden. Talas mı? Şey mi? Tarsus mu bilmiyorum. Bunlar Adana'da önemli bir aile. Bu aile margarin işine girmeye karar vermiş.
Ersin'e gitmişler. Mehmet Yaltırık.. Ersin yanlış. İzmir'e gitmişler. İzmir de, Mehmet öyle söyledi bana, yok yok bu sizin işi en iyisi öbür ajans halleder diye Ajans Ada’ya yönlendirmiş onları.
Bunlar geldiler oturduk konuştuk. Yeni bir margarin yapacaklar. Margarinin amacı siz Vitayı
hatırlar mısınız bilmiyorum ama Vitayı alt etmek. O kadar yüksek bir amaçları var. Adana’da üretilecek. Bu aile Karataşlı. Biz önce bir kampanya hazırladık. Orada Asya koyduk margarinin adını. Adını koyma, işini de bize verdiler. Asya koyduk. Fakat ilk hazırladığımız kampanya şunu diyordu. Bu margarini herkes yiyemez. Herkes yiyemez diye bölgeleri sınırlamıştık. Böyle hani
ırkçı gibi veyahut emekçilerle öteki üst düzey kitleyi ayırmak gibi böyle bir ayrımcı feci bir kampanya.
58:07
Hiç unutmam Mehmet Yaltırık dedi ki bak Nazar Bey bunu bize öneriyorsunuz ama ölüm de denenmez ki şey ölüm de denen bu ölüm bizim içindir. Biz dolayısıyla başka bir kampanya
yaptık. Ya bunlar o kadar çok sayıda anılar ki böyle saatler. Neyse yeni bir kampanya düzenledik. Bu kampanyada televizyon reklamlarında animasyonla gerçek çekimler mesela Asyayı her şeyini logosunu şunu bunu yapmışız birleşiyor. Şey yapıyor. Mesela bir pırasa. Pırasa var ya şu pırasa üstünde püskülü saçları olan onlar animasyonla geliyor. Ah şu Asya bir gelse beni bir pişirseler güzel güzel yeseler falan gibi şeyler söylüyor. Bunlar başkaları gibi. Sonra biz Adana'ya 7 kişi
genel müdürler, biraderler falan filan herkesin uzununda bunları, bu filmleri göstermeye gittik. Teaserları var, her şeyi var. Ersin Salman denilen herif, benim 100 yıllık ortağım, orada nerede seyrettireceğiz bunları? Bir sinema salonunda başka nerede göstereceksiniz? Şimdi 35 mm çekiliyor zaten her şey. Gidiyor oraya. Oradaki makinistle konuşuyor. Buradaki zevat o müthiş
aile burada oturuyorlar. Biz de oturuyoruz derken birdenbire perdeye, biz Asya filmleri çıkacak
diye beklerken erotik, erotik ne kelime, müstehçen, böyle kadınlı acayip böyle Türk sinemasının
en iğrenç sahneleri çıkıyor bu Adanalılar. Ya bu İstanbull'ın herhalde bir bildiği var, biraz daha bekleyelim diyorlar. Derken ışıklar yanıyor. Ersin oradan kahkahalarla çıkıyor. Oo yediniz mi? Yutttunuz mu? Hadi bakalım şimdi filmlerimizi seyredelim diyor. Şimdi böyle bir hayat vardı. Olmuştu. Onları öyle yaşadık.
Haluk da bunların beni ben yokken bir nedenle Londra'dayken öteki iki arkadaşıyla birlikte bana ihanet edip sırtımdan hançerleyip Ajans Adadan ayrılıp gidip başka bir ajans kurduğu zamana kadar bu böyle yürüdü.
1:01:07
HM - Bu Zafer Ataylan’ın versiyonu tabii o öyle söyler. Sen yaz tatilindeydin. Biz de yani git şimdi gitmezsek eğer TRT'de bir şey yayınlayamayız. Müşteri filan yok ha. bir şey yayınlayamayız. Şimdi gitmemiz lazım filan olduk. Zafere söyledik. Zafer o bir gözü Portakalın dükkana bir gözü
bize bakarak ulan arkadaşınızı bekleyemediniz mi diyor. Seni kastederek. Böyle bir şey bu hikaye.
1:01:43
NB - Evet. Orada çünkü arkadaş derken üçünüz yani Murat benim okuldan arkadaşım, sen benim çömezlikten gelip bağrıma bastığım adam.
HM
Evet.
NB - Öteki Aydın Aydın Ülken. Rahmetli canım Aydın Ülken. Hepimiz biliyoruz kim. Niye ben yokken gittiniz zaten? Hadi herkesin huzurunda cevap ver bakayım.
HM - E şimdi anlattım ya. Sen bir yaz tatilindeydin. Biz de biz niye gittiğimizi madem sen anlattın niye Manaajans'tan ayrıldınız. Ben de niye Ajans Adadan ayrıldık onu anlatayım. Konuk sensin ama bilgi tam olsun. Şimdi Ersin particilik yapıyor. Zafer finansçılık yapıyor. Nazar belki yayıncılık yapmak için hazırlanıyor vesaire bilmem ne. Biz çalışıyoruz. çalışıyoruz. Aydın Ülken, Çömezler, ben vesaire, geliyorlar ajansa yaklaşık saat 11:00'de veyahut da öğlene doğru Ersin Bazen öğleden sonra,
NB - Kim, ben?
HM - Tabii tabii.
HM - Ondan sonra hadi bütün çalışmayı yeniden yapıyoruz. Bizim rahatsızlığımızın temel nedeni buydu ya. Başka bir derdimiz yok.
NB - 11’de mı geliyorum ben?
HM - Daha çok Eğer çünkü Ersin bir kampanyayı dinler. Mesela sen düşünürsün, doğru yerlerini görürsün. Ersin'in ilk tepkisi şudur. (Cıkk!) Ya Ersin deme niye öyle diyorsun? Onu anlat. Yok illa onu yapacak. Kulakları çınlasın tabii.
NB - Şöyle yapalım. Şöyle. Bu platform doğru bir platform değil zaten. Hiçbir şekilde gerek de yok buna. Ben açtım, yol açtım kusura bakma. O ayrı bir şey. Çünkü genel olarak konuşulacak ve etkili ve yararlı olacak bir konu değil bu. Ben müsaadenle kapatıyorum onu. Şimdi gelelim, Manajans sonra Ajans Ada sonra çocuklar amma ilerliyorsa çok fazla zamanımız yok. Onun için sorulara yer verelim.
1:03:56
MP - Evet, Nazar Bey. Ben bir iki tane soruyla aslında müsaadenizle devam edeyim. Vakti biraz daha verimli kullanırız öylece.
NB - Evet. Evet.
MP - Ajans Adadaki ilk büyük iş hangisiydi? Yani müşteri olarak soruyorum bunu.
NB - Oo, ajans ada biz 6 ay, dur bakayım, Ocak’tan Haziran'a kadar çok bocaladık zaten. Oradan Hasan çünkü iki çocuğu vardı. Benim de iki çocuğum vardı ama Hasan birazcık endişelendi
ve ayrıldı bizden. kaldık üç kişi. Hiç müşterimiz yok çünkü bir de karar vermiştik. Zaten yapamazdık muhtemelen ama Manajans’tan hiçbir müşterinin Manaajans’ın müşterisinin kapısını çalmayacağız diye. ben mesela şeye gittim. Efes Pilsen'e. Çünkü o zaman şu vardı. Bir Efes pazı var. Bir Tuborg var. Bir de Tekel var. Biri ne yaparsa öteki aynı şeyi yapıyor. Biraların hası, bilmem ne bir, tuborg, kral bira, lütfa, böyle şeyler yapıyorlar ve başka bir şey yapmıyorlar. Bunlar Manajans’tan niye ayrıldıysak bunların bu e reklamlarına aynı nedenle tepki duyuyoruz. Ya böyle olmaz bu iş diyoruz. Efes bir sene gittik. gittim ben. Ben mi gittim? Birisi de var mıydı yanımda? Çünkü ha şunu anlatayım ha. Ben hayatımda, reklamcılık hayatımda müşteriyle temas etmemişim.
Eli Acıman beni bir müşteriyle görüşmede yanında götürdüyse kendi müphem gerekçeleriyle o başka. Fakat biz ajansa diye kurduğumuzda kim hangi çünkü genellikle hepimiz kreatif yaratıcı bölümden gelmeyiz. Ersin hadi o film işleriyle meşgul oluyor ama Hasan da Zafer de ben de oradayız. Çöp çektik. Çöp çektik. Genel müdür kim olacak? Yani yönetici kreatif bölümü kim yönetecek? Müşteri ilişkilerine kim bakacak? Burada en rahat Ersin onun işi belli zaten. Müşteri ilişkileri çöplü bana çıktı. İtiraz yok. Onun için bu görüşmeleri de bu müracaatları gittim oraya bir şey daha söyleyeyim. hepinizi şoke edebilir. Hepinizi derken tabii eskileri kastetmiyorum. ,
çalışma koşullarımız şu. Basından %25 komisyon alıyoruz. Hiçbir risturn, iade, miade yok.
Kimizi biz? Zero'yuz. Yok hiçbir müşterimiz. Televizyon ise %33,5. Niçin %33,5? Çünkü
birinde aşağıdan hesaplıyorsun, birini de yukarıdan hesaplıyorsun. Aynı gelir düzeyine varıyor. Müşterilerini senin çıkarın için daha karlı olduğu için yanlış mec mecraya yönlendirmemek
amacıyla ikisinin de ayrı geliri elde ediyorsun. O neden %33.5 Televizyon faturasının üstüne yazıyorsun. %25te basın sana örnüyle elde ediyorsun. Öyle yani Ademle Havva'nın yaşadığı
Havva elmayı yedirinceye kadar yaşadıkları cennette yaşanılan bir reklam dünyası.
Şimdi geldiğimiz zaman Efese mesela bunları kabul etmiyorlar tabii ki hadi git zaten bizim adı sana duyulmayaninsanlarız. Bir süre sonra Tuncay geliyor. Tuncay Özilhan Amerika'dan eğitimden.
O da hoşlanmıyor yapılan reklamlardan o sırada. Ama biz Merbolin ve yanlış hatırlamıyorsam
Schaub Lorenz ile biraz parlamaya başlamışız. bunlar var ama bunlar şunları şunları getirin getir boş ver tamam ödeyin diyor o da biz böylece başlıyoruz çalışmaya. Yani bizim ilk ajans adada sanıyorum ki bizi parlatan Merbolin ve Schaub Lorenz. Çünkü bir yıl sonra bizim kapımızı 9 tane Cenajans 9 ajans büyük müşterisi çaldı. Yani öyle bir patlama, parlama oldu. Çok iyi işler yaptık. Mesele şuydu. Herkes idareyi maslahat ediyordu. Onları en bu işi en iyi yapan Manajans en
iyi ajans oluyordu. Biz şeye bakarsanız öyle bir marka yaratanlar diye galiba bir belgesel veya neyse var orada. Ali Taran'la
MP - İsmin düzeltmesini yapacağım Nazar Bey. Logoyu büyütenler mi demek istediniz?
NB - Ev olabilir. Evet. Logoyu büyütenler olması lazım. Evet olabilir. Cemal Noyan'la Ali
Taran'ın sözleri var. Ajans adayla ilgili. Onlar benim söyleyebileceğimden çok daha
güzel anlatmışlar her şeyi.
1:10:37
MP - Sürreel işler yapmasıyla ilgili olan kısım mı?
1:10:44
NB - Hayır. Yani Ali diyor ki orada Ali Taran onun için geldi bana. Abi ben burada çalışmak istiyorum." dedi biz ajansadayken. Ya bunlar bir şey yapıyor diyor. Yani hayretler içinde yeni yepyeni bir şey yaptığımızı söylüyor. Haklıydı daha sonra. Ama Ali bizi de hayrete düşüren çok daha hayrettengiz işler yaptı. O da Türk reklamcılığı için de çok önemli bir insandır. Evet. Benim, , en aklımda kalan işler. Öyle mi? Mesela tuhaf şeyler oldu. Şunu söyleyeyim. , benim hayatta en böyle bana ait olduğunu düşündüğüm işler basın işleridir. Bunların başında Tofaş için Murat 124 için yaptığım reklamlar var. Yani daha bence ondan onu daha öteye götürdüğüm hiçbir iş yok. Kişi olarak söylüyorum ondan. Çünkü tamamen şahsen ben sorumluyum ama ajansta Beymen, Uniroyal, fisk bunları bilmez şimdi insanlar, AEG, VOG çorapları meydan Larousse, Nasyonal televizyonları falan benim müşterilerim arasındaydı. Bu benim diyorum çünkü benim ekibimin sorumluluğunda olan işlerdi bunlar.
Ajans Ada’da ise mesela Merbolin Şanar'ın müthiş sesiyle merhaba usta boyacı merhaba şarkısıyla falan, Dinarsu ya düşünebiliyor musunuz? Evinize Dinarsu döşetin, kapınıza milyoner yazdırın diye bir reklam. Yani nasıl olabilir? O ajans Ada’nın işlerinden biri? Tabii Permaşarp, Cincin, Jilll çorapları. Şimdi tokalon kremin, kıt bir krem, yani kusura bakmasınlar hala varsa.
Tokalon kremi için ajansa da ne? Je m’apppele Tokalon diye bir Fransız Crant adam çıkıyor.
E nasıl kullanmayacaksın bunu ya? Sonra Ciraceptin Krem gene aynı firmanın Erkan Yolaç'ın eşi var. Asuman Tuğberk, Türkiye Güzeli. Bizim sevgili arkadaşımız Aydın, benim hepimizin Aydın Ülken, , Asman Turberkin’in bütün vücudunu çiçeklerle süslüyor, beziyor, boyuyor. , çünkü Ciraceptin çiçek özlü krem. Efendim? bir tane erkek şeyi var. Kokusu adını unuttum. Orada
o zamanın en seksapeli yüksek dansçısı moda oluyor bilmem ne. Yani öyle bir dönem ki o Ajans Ada damgasını vurduysa o döneme bir tek nedenle vurdu. Çünkü şey diyor, benim müthiş güzel bir sözüm var. Hiçbir sözüm güzel değil. Bu da güzel değil ama olsun. Ben bir şey olduğumdan değil, karşımdaki bir şey olmadığından. Yani öyle bir çöl hakim ki reklamcılık dünyasına.
Siz orada ufacık bir kaktüs yaratsanız kıyamet kopuyor. Biz öyle şanslı bir dönemde ortaya çıktık. Tek izahı budur.
1:15:13
MP - Ağzınıza sağlık. Lafta çok güzelmiş bu arada. Ben bunu yazdım. , yayıncılık tarafınıza biraz, değinmek istiyorum. , yayıncılık da pek çok bakımdan önemli işler yapılmış Adam Yayıncılıkta. , bu dönemle ilgili neler söyleyebilirsiniz?
1:15:34
NB - Ya o arkadaşlar çok bambaşka bir şey. O dönem tabii reklamın çok ötesinde dönemler onlar. Adam Yayınları, Edebiyat sanat kitapları, dergiler, adam sanat, adam öykü, sözlükler, Türkçe,
İngilizce, Fransızca Türkçe, anaım kılavuzu, anayasım kılavuzu. Mesela biz 1500 kadar kitap yayınladık. Yarısından çoğu şiir. Onların da yarısından çoğu çeviri şiir. Mehmet Fuat Telif eserler editörümüz. Cevat Çapan çeviri eserlerin. Yani akıl almaz bir destekle yürüyoruz biz.
Fakat Merkez Ajansın kurulmasının bir tek sebebi var. Adam yayınlar için fon sağlamak. Başka
hiç sebebi yok. Yani başka hiçbir sebebi yok. Ben 1981’de bunu yazdım. Bir iki yerde. Britannica'yı yayınlamak istiyorum. Ana Britannika. Britannica, Mümtaz Soysal'ın tabiriyle, Britannika bilgi denizlerine hükmeder. Ha Merkez Ajansta övündüğüm kampanyalardan biri de benim ana Britannica için yaptığım kampanyadır. Muhteşemdir o kampanya. Yani bu sözü hem yayıncılık
için olduğundan hem de sayan çok güzel bir kampanya olduğunu çünkü meydanlar ikinci baskısını yapacak. Arkadaşım Ercan Iraklı 300.000 fasikül basacak. Biz o 2 yıldır hazırlanıyor. Biz 5 ayda
onun e piyasaya çıkacağı zamandan bir hafta önce tam sayfa bir ilanla 300.000 baskının 200.000’in satılmaması sonucu doğdu. Muhteşem bir kampanyadır o. Yani eğer incelenmesi gerekirse benim sorumlu olduğumu hissettiğim iki kampanya kampanya çünkü tekil şeyler değil.
Biri bence Murat 124 kampanyaladır Manajans’ta Ferit'ten devraldığım, benim başlatmadığım Ferit'ten devraldığım Ferit Edgüden, öbürü de, tamamen sorumlusu olduğum bana ait, Ana Britannica kampanyalarıdır. Şimdi orada Anadolu yayıncılık, ana, adam yayınları, edebiyat sanat kitapları yayınlamak üzere kuruldu. 1500 kadar bu alanda Yaşar Kemal'den hazinesine Nazım Hikmet'in bütün eserlerinden bütün önde gelen şairlerimizin her şeyine Servan'ye sayın sayabildiğiniz kadar hepsini yayınladı. konumuz da zaten niye devam edemedi değil onu söylemeyeceğim ama bir de Anadolu yayıncılığı kurdum ben hemen aynı yıl. O da Britanica'yı yayınlayacaktı. Britannika'yı başkaları niyet mektubu imzalamış. Yurt ansiklopisini yayınladı. Yurt
ansiklopedisi çok önemli bir kaynaktır hala daha. , sonra Türk ve Dünya Ünlüleri ansiklopedisini yayınladık orada. Sonra Medikana Genel Sağlık Ansiklopedisini yayınladık. Anadolu Yayıncılığında 85’te Selahattin Beyazıt ve Osman Kavala ile ana yayıncılığı kurdum. Orada Ana Britannika Genel Kültür Ansiklopedisini yayınladık. Temel Britannika genel transferisini yayınladık.
Britannica Comptons Genel Kültürisini yayını üç ansada yayınladık. Dolayısıyla benim yayıncılık hayatımda bir, sanat edebiyat kitapları, sanat edebiyat dergileri, , bir de kaynak kitaplar
var. Bu kaynak kitaplar işin içine, Google amca girinceye kadar Türkiye’de, tabii ki temel başvuru kaynakları oldular.
1:20:51
Ama şimdi bütün çiçekler gibi bunlar da herhalde solduğu macerada orada. Merkez Ajans'ta ne var? Bir şey söylemek zorundayım. Reklamcılığı ajansadan ayrılıp bıraktıktan sonra niçin acaba Nazar Büyüm Merkez Ajansa yeniden döndü? Böyle bir soru var değil mi herhalde insanlarda?
Evet. Buna cevap vermek isterim.
1:21:27
Ana Britannica'yı Britanica'yı yayınlamak istediğim zaman, Frankfurt Kitap Fuarında, Charles Van Doren vardı. Britannika standığında. O da Britannica'nın vice president aynı zamanda genel
yayın yönetmeniydi. Onunla tanıştım. Ben çok ilgileniyorum. Britanica şu şu işleri yaptık yapıyoruz. Yurt ansiklopedisi yayınlanıyor zaten dedim. O daha çok iyi. Chicago'ya gelin görüşelim dedim. Inci ile eşim İnci ile New York'a gittik. Elia Kaza'nın kitabı Uzlaşma The Arrangement.
Benim kafamı gagalayan bir otel var orada. The Algonquin. O benim 3 be yılımı mahvetti. Çünkü hangi odada kalırsanız kalın asansör gürültüsünden uyku uyuyamazsınız ama. E orada geçiyor romanda biz de çevirmişiz, orada. Neyse buldu orada. Ertesi gün Chicago’ya gideceğiz konuşmak için. Zahmet etmeyin dün Roma'da bir başka grupla niyet mektubu imzaladık Türkiye'den. Dedi. Peki sağlık olsun. döndük. Ama bu arada Britanica'yı yayınlamak için
Pamukbank’a, müşterimiz olmuş. 120 milyon lira kredi için başvurmuşuz. Buradan döndük ama kredi, Mehmet Kara Mehmet diyor ki çok her iki üç bankanın sahibi Nazar Bey diyor biz
Uluslararası Bankası'ı devraldık. Çok e iyi oldu bu. Başına da Erol Aksoy'u getirdik diyor. Aa çok
iyi etmişsiniz diyorum. Pamukbank’ta Hüsnü Özyeğin benim müşterim. Erol Aksoy da o zaman Garanti Bankası başında. Bu ikisi müthiş rakipler. Ama Erol Aksoy da altın çocuk deniyor falan. Dolayısıyla Erol Aksoy geliyor beni ziyarete Adam Yayınlarına. Villa Belkıs’a Akkavak sokakta o türevi 3 saat bana hayatımda verdiğim aldığım en iyi brifi anlatıyorum ya bu kadar olur dört dörtlük sayda Erol Aksoy gidiyor Mehmet Bey'e telefon ediyorum, Mehmet Bey Erol Bey geldi fakat bir şey söyledi o benim aklıma takıldı. Nazar Bey sizinle bu konuda bu alanda reklamda çalışacağım için çok sevinç duyuyorum dedi. Ne demek bu dedim. Diyorum Mehmet Emin Karamehmet, O da diyor ki Nazar Bey zaten sizin sektörden ayrılmanız yanlıştı bence. E müsaade ederseniz, izin verirseniz, kabul ederseniz Uluslararasının reklam lansmanını siz yapın diyor. Orada anlıyorum ki bizim 120 milyon liralık kredi talebimiz buna bağlı. Ben reklama öyle döndüm.
Britannica'yı yayınlamak için. Ona başlayınca Mehmet Emin Bey hakkını teslim etmem lazım. Tek müşteri yetmez diye Schweppes’i de bize verdi. Merkez Ajans öyle başladı. Başka sebep değil. Sonra Britannika gidince biz yurt ansiklopisine o parayı kullandık. Sonra 85’te Britannica yayınlanmayınca Türkiye’de, yeniden gittim. Sözleşme imzaladık ve Britannica gibi müthiş bir ansiklopedi Türkiye'de sahiden bizi dünyaya örnek gösterdiler.
Mesela İtalyanlar ve Ruslar Britannika'yı yayınlamak istedikleri zaman bize gönderdiler. Gidin öğrenin nasıl yapılacağını diye. Öylesine müthiş bir başarı oldu. ticari bakımdan da mali bakımdan da kabul etmek lazım.
1:26:27
MP - Ağzınıza sağlık. Biz de bu ansiklopedilerle, bu kitaplarla büyüdük. Eminim bu odadaki çoğu kişi Google’dan önce bunları açıp kurcalıyordu ve işte çok ilginç bilgileri sonra dışarıda satıyordu. Bunu biliyor muydunuz diye. Son bir soru soracağım Nazar Bey'e. Sonrasında da dinleyicilerimizin sorularını almak istiyorum. Bugünkü reklamcılığa baktığınızda, veya işte accountlara baktığınızda neler görüyorsunuz? Eskiyle en büyük farkı ne? Bir fark var mı? Varsa bu…
1:26:58
NB - Korkunç korkunç. Tir tir tir titriyorum. İyi ki iyi ki bu ortamda doğmadım. Bu ortama doğmadım diyorum. Çünkü bakın çok tuhaf bir şey. Biraz önce Neşet TRT reklamlarında 15 saniye 15 sözcük 30 sani derdi değil mi? Biz aynı zamanda TRT'nin reklam kuşaklarında yani yılda ne kadar reklam olacak onlar belirlenmiş olurdu. bizim onlardan alabilmemiz için çok ya önceden
o sürelere sahip ol. Mesela Efes Pilsen'e gideriz. Efes Pilsen pazar payını asla olmaz. mümkün değil uğraşmayın dedikleri %37'den %73'e çıkartmıştı bizden bir yıl içinde. Bunu bir hayal edin. 37-73. sene gidiyoruz. Bütün yıl yayın sayımız 111. 111 yayın yapabiliyor. 30 saniyelik mesela bütün yıl arkadaşlar. Yani bilmeyenler şaşırıyor olabilir. Bugün 111 yayını bir marka bir
akşamda herhalde yapıyor. Şimdi öyle olduğu zaman her bir yayının tabii şunu söyleyeceksiniz tek kanal TRT doğru. Tabii ki çok etkili. Çünkü bütün millet hem yeni olduğu için televizyon
hem de tek kanal olduğu için onu seyrediyor. Bu da doğru. Ama o şartlar altında çalıştığımız zaman bugüne döndüğümüzde ben bakıyorum ya iyi ki bugün doğmamışım. İyi ki bugün reklamcı değilim. İyi ki bugün ben bu medya içinde, bu ortam içinde yaşamıyorum diyorum. Çünkü bir şunu da söyleyelim. Bu biraz haksızlık olabilir. Çünkü izleyen biri değilim ama kalan parayı geri çektim abi. Öne çıkmanın doları göndermiştin mi ya oraya? Fark edilmenin ve etkili olmanın
galiba ölçütleri değişti, kriterleri değişti. %80 kırsal alanda yaşayanlardan %20 kırsal alanda yaşayanlara dönüştük. Bugünün işi daha zor. Çünkü Sivaslı kendi yerinde geleneksel olarak kendi gel kültürüne sahipken gelip de Sivaslı Ersun'un şusu balan 30 aylı yöreden, kültürden bir yere
tıkıştırıldığı zaman onların hepsine birden hitap etmek reklamcı için ve iletişimci için pek o kadar kolay değil. Birkaç nesil geçmeli ki kent onları hazmsin. Onlar kentli değil, kentleşmiş değil, kentlileşmiş olsunlar. İletişimci de kime nasıl hitap edeceğini daha iyi öğrensin. Şimdiden bu dolayısıyla bu kaos, bu dağdağı içinde ben olmak istemezdim doğrusu. Bilmem yeterli cevap mı? Ama cevabım bu.
1:31:13
MP - Evet, çok yeterli bir cevap. Çok teşekkür ederiz Nazar Bey. Dinleyicilerimiz el kaldırabilirler.
Nazar Bey'e veya Haluk Mesci’ye burada sorabileceğiniz her ne varsa buyurun elinizi kaldırın ve biz de hemen alalım. Evet. Hiç şaşmaz her zamanki Seda Güngör. Sedacığım hoş geldin.
SG - Hoş buldum Mahmut Bey. İyi akşamlar. Herkese iyi akşamlar.
MP - Nazar Bey'e ne sormak istersiniz?
1:31:48
SG - Nazar Bey'e şunu sormak istiyorum. Bir ürünün reklamını aldığınız zaman ilk ne yapıyorsunuz? Yani hemen kafanızda bir şeyler, metinler canlanmaya başlıyor mu yoksa bir ara reklamındaki gibi araştırmaya mı başlıyorsunuz?
1:32:03
NB - Ben şimdi hiçbir şeye başlamıyorum. Çok şükür bütün bunlardan kurtuldum. Fakat
size eğer hala sektörün içindeyseniz en evvela o ürünle ilgili daha önce neler yapılmış? Eğer yeni bir ürün değilse rakipleri ne yapmış? Hangisi ne kadar etkili olmuş? Bunlar hedef kitleleri farklı mı her bir rakibin? niçin farklı? Onları en evvela çok güzel düşünüp araştırıp analiz etmek lazım. Bir de hangi ses tonuyla ötekilerden ayrışmak mümkün olur? Eğer varsa rakitler. Sizin hedef kitlenize onların seslenmediği gibi nasıl seslenebilirsiniz? hangi gönül tellerine dokunabilirsiniz? Bunlara bakarız. Yani bir kombinasyon bu. Bir tek bir cevabı yok. Kesinlikle etkilenmeye, düşünmeye, hissetmeye araştırmaya bağlı bir süreç o. Yani şunu söyleyeyim. Bir sürü pil vardı. Bizim en küçük şeyimizden, müşterilerimizden biriydi. Pilma diye bir şey. Biz ne yaptık ajansta? Bir tane birçok bilinen bir Yeşilçam karakterini alçıyla böyle kapladık. Bir heykel yaptık. Sonra birisi gitti. O heykelin altına, dibine bir tane pil koydu. O heykel canlandı, koşmaya başladı. Bu pilin içinde hayat var dedik. Bitti. Çünkü öteki pillerin daha çabuk tükendiğini öğrenmiştik. Onu bilmesek bunu yapamazdık gibi.
1:34:23
MP - Teşekkür ederiz. Nazar Bey. Özbil Hanımcığım hoş geldiniz.
Ö - Teşekkür ediyorum. ilgiyle dinledim. Geldiğimden beri bölümü başka bir toplantıdaydım. Geç kaldım. Aslında sorumun yanıtının bir bölümünü Nazar Bey söyledi. Reklamın bugününe baktığımızda iyi ki bugün reklamcı değilim" dedi. Kesinlikle geçmişle bugünü kıyasladığımızda yanıtı aslında aldım gibi. Ama ben Brüksel'de yaşıyorum. Avrupa'da baktığınızda şirketlerin hem yıllık bütçelerine diyelim ki %40 gibi bir oranda reklam koyuyorlar. Bu kadar rekabetçi bir dünyada ve dijital dünyanın bu kadar kolay reklam erişilebilirliği olduğu bir dünyada ama Türk firmaları reklamdan olabildiğince kaçıyorlar. Özellikle son yıllarda bu pandemi etkileri de bütçemiz azaldı diye. Ve Avrupa'daki firmalara baktığımızda Japonlar gibi işler kötüye gidince biz reklam yaparız diyorlar. Doğru. Artı bütçe yıllık bütçesine koymamış bile olsa satışları biraz indiği an iki katı reklam yapıyorlar. Ama Türkiye'de tam tersi satışlar düştüğü oranda reklamdan, pazar araştırmasından hatta ARG'den. Şimdi bilim insanları batıda reklamcılarla birlikte çalışıyor. Benim antropoloji bilim dalım. Reklam ikinci işim mi diyeyim? Hayır. Şu anda birinci işim. Biz Türk firmalarını nasıl harekete geçirebiliriz? Şahsi kazanç olarak değil. Ülke imajı yükselttiğinde ürüne yansıyacak. Bu ülkenin politikasına, ekonomisine, her şeye yansıyacak. Nasıl silkinebilir Türkiye'deki firmalar? Kendilerini tanıtmanın, markalaşmak diyemiyorum.. Sabit markalarımız bile oluşamıyor. Ama bu pazar araştırmasını güçlendirmek için bütçesini, koşullarını artık şahsi özel yatırımlarına harcadığını da reklama yönelmemiz gerektiğini nasıl anlatacağız? Reklamın reklamını mı yapalım? Bütün reklamcılar bir araya gelip bir kampanya mı yapalım gibi sorular var aklımda. Çok teşekkür ediyorum. Nazar Bey ne düşünüyor?
1:36:44
NB - Türkiye en evvela kendi imajını düzeltme yoluna bir girsin bakalım. Çünkü bugün Rusya mesela Ukrayna’daki akıl almaz vahşetinin bedelini Rusya devlet olarak değil Rus halkı olarak ödüyor ve ödemeye devam edecek. Bizim de burada yerlere sürünen bir enevela imajımız var.
Buna bakmamız lazım. demokraside, insan haklarında, ağzını açanın hapse atılmasında falan filan. Bunların dışında eğer bir cevap istiyorsanız, ortak tabii ki davranış lazım. Yani bu kimlerse bu sözünü ettiğiniz firmalar onları bir araya gelip ne ne kadar yapabilirlerse Türkiye’nin Türkiye'de de iyi firmaların iyi amaçlı firmaların bulunduğunu üretimlerinin iyi olduğunu falan söylemeliler yani bu birazcık çok affedersiniz ben kendi Tabii ki zaviyemden bakıyorum, bu biraz nafile bir iş olur ama çünkü Türkiye bu firmalar yalnız kendi ürünleriyle değil aynı zamanda Türkiye imajıyla yarın Rusya'ya yapılan Türkiye yapılabilir ve herkes bundan zarar görür. Onun için en evvela şu memleketteki rejimle ilgili, durumla ilgili değerlendirmeyi hep beraber düşünmeliyiz, yapmalıyız diyorum. Bu benim kusura bakmayın faydalı olmadığımı biliyorum ama gecenin yarısında hissiyatım böyle.
Ö - Çok teşekkür ediyorum. Sağ olun. Ben de acaba ürünlerimiz o ülke imajını bile geriye alabilir mi umudundayım bazen. Çok teşekkür ediyorum. Çok zor. Çok zor çok teşekkür ediyorum. Sağ olun.
MP - Teşekkür ederiz Nazar Bey cevabınız için. Sevgili dostum Coşkun hoş geldin
1:39:10
Coşkun Yeşilbaş - Mahmut. Hoş bulduk. Herkese hayırlı akşamlar. Şu an sesim geliyor değil mi Mahmut?
HP - Herhangi bir problem yok. Evet. Evet. Hiçbir problem yok abi. Buyur lütfen.
CY - Hocam herkese teşekkür ederim. gayet güzel bir hani akşam oldu ve yönlendirmeler yaptınız. Hocam benim şöyle bir sorum olacak. Şimdi bu siz eski dönemden böyle keyif alarak bu süreci anlattınız. Ağzınıza sağlık. Ekip arkadaşlarınızı burada gördünüz. Onlarla bir iletişimizi tekrar canlandırdınız. Şimdi ben yeni bir nesil reklamcı olarak diyeceğim ama ben de uzun bir sürede sektördeyim. Ben şunu görüyorum hocam. Hele şu son zamanlarda iş disiplini sizce? Siz yani siz işinizi anlatırken çok zevkle anlattığınız için şunu soracağım. Bu yeni jenerasyon iş disiplinini sizce kaybetti mi? Veyahut da buna iş ahlakı da diyebiliriz. Çünkü her şey o kadar çabuk tüketilir, o kadar çabuk değersizleştiriliyor ki artık yapılan işlerin çok fazla bir anlamı kalmıyor. İşte bir bu kapağın altındadır gibi projeler ne yazık ki ortaya çıkmıyor. Bunun çıkmaması için tabii birçok sebep var ama sanki iş disiplini eski reklamcılarda olduğu gibi yok diye düşünüyorum. Siz ne diyorsunuz bu konuda?
1:40:27
NB - Ben bunun iş disipliniyle ilgili olduğunu sanmıyorum düşünmüyorum. Çünkü bugün
sektörde de bakın bir kere sektör çok genişledi. Yani bizde diyelim ki, bu sektörde çalışan
2000 kişi vardıysa şimdi belki 20.000 kişi var. Bu sektörde bizim muhatap olduğumuz medya 4 idiyse şimdi 14. Bu sektörde inceleyeceğimiz hedef kitle 8 idiyse şimdi 78. Çünkü çok fragmentize
oldu, çok değişti. Bunları dikkate almak lazım. Bu bir iş etiğiyle falan ilgili değil. Çünkü daha önce söyledim, siz de söylediniz. Saydan böyle bir ortama do böyle bir ortama doğan 25 kişi 25 yaşında biri olsaydım belki bunları söylemezdim. Adapte olurdum. Elbette çalıştığınız koşullar, içine doğduğunuz koşullar reklam sektöründe sahiden bir yani çok farklı bir dünyadasınız. Benim bu konuda söyleyebileceğim, göstereceğim bir yol yok. Çünkü ben o sizin yeni denizinizde bir kör amayım. Dolayısıyla söyleyeceğim söyleyeceğim pek fazla bir şey yok.
MP - Teşekkürler hocam.
EM - Nazar Bey'e ben bir şey sormak istiyorum.
MP - Ender Bey, sizden önce Halil Bey vardı. Onu alalım. Arkasından devam edelim.
Halil Bey buyurun. Sorunuzu alalım. Hoş geldiniz. (…) Halil Bey burada değil sanırım. Ender Bey buyurun. Ender beyle devam edelim. Sonrasında İpek Hanım’ın sorusunu alalım.
1:42:27
EM - Sevgili üstat bir şey sormak istiyorum. Seninle tanıştığım seneye gittim bir an. 87 ya da 88. Ortağım Rafayla gelip Yücel Uzmen senin katına çıkmıştık. Merkez Ajans o zaman.
Hatırladın mı bilmiyorum.
NB - Dinliyorum ben de.
EM - Hah. Benim soracağım soru şu. Bizim Yakup Baruh'tan duymuştum. Hasan Parkan, acaba Türkiye’de sektörde intihar eden ilk kişi mi?
NB - Pardon Hasan intihar mı etti?
EM - Ben Yakup'tan öyle bir şey duymuştum.
1:43:43
HM - Afif Erdemir'le karışıyor muhtemelen Ender. Hasan Parkan’ın böyle bir vukuatı yok. Olsaydı Nazar’ın haberi olurdu. Yok böyle…
EM - Ama bir reklamcı var değil mi intihar eden? Haluk onu sen ismini bir daha söyler misin?
HM - Afif Erdemir. Yeni Ajansın kurucularından Eli Acıman'ın da eski ortağı.
EM - Eski ortağı. Tamam. Tamam. Onu merak ettim. O kafama takılmıştı da, onu soracaktım aslında.
1:44:14
NB - Evet. Ender sorusunu sordu. Haluk'tan cevabını aldı. Buyurun devam edin.
EM - Hahaha.
MP - Peki. İpek Hanım hoş geldiniz.
İ - Merhabalar herkese.
MP - Merhaba. Ne sormak istersiniz? Buyurun.
1:44:32
İ - Ben, Nazar Beyle görüşmüştüm. Daha önce, doktora tezim için, reklamcılık tarihiyile ilgili. Çok sevindim tekrar burada karşılaştığıma. Şunu aslında sormak istiyorum. O zaman da sormuştum ama bir daha, burada konuşulursa iyi olur diye düşünüyorum. Bugünle ilgili değil ama reklamcılık sektörünün Türkiye'de şekillenmesinde Eli Acıman'la birlikte Ajansta daha sonrasında Merkez Ajans ve daha sonra adam dönemi yani hem 70'ler hem de 80'lerde içinde Nazar Bey'in de olduğu ekibin de şekillendirici olduğunu derneği örgütlenmesi sırasında Haluk Bey'in de aynı zamanda olduğunu düşünüyorum. Ve Manajans birlikte burada sektör oluşurken onların da etkisi olduğunu söyleyebilir miyiz? İkincisi de biz hani halkla ilişkiler public relations anlamında söylemiyorum derken hani tüketiciyi tanımak, halkı tanımaktan bahsettiniz. Reklamların etkisini vurgulamak için. Burada da o dönem ajansada ve daha sonra 80'lerde Türkiye'de reklam sektöründe çalışan çok sayıda solcu ve sanatçı ve entelektüelin olmasının da etkisi olduğunu söyleyebilir miyiz? Teşekkürler.
NB - Bu İpek Hanım'ı ben şimdi kendisinden özür dileyerek söylüyorum. Hatırlamadım ama
çok güzel bir soru sordu. Şimdi bakınız, bizim ne kadar zamanımız var Mahmut Bey?
MP - Bu son sorumuz Nazar Bey. Bunu gönlünüzce cevaplayın. Yani vakti sığdırmanıza gerek..
NB - Yani 2 dakikamız var mı?
MP - Tabii tabii var. 5 dakikamız var. Hiç problem yok.
1:46:46
NB - Şimdi Türkiye'nin üstüne o kadar büyük çığ yığınları düştü ki bunların altında yalnız insanlar değil aynı zamanda bütün bir toplum etkilendi gördü, ezildi demiyorum ama çok şükür
benim şansım Ajans Ada’dan 1980 yılında ayrılıp yayınevi kurmam oldu. Çünkü bu ayıp bir şey galiba ama 1980 aynı zamanda 12 Eylül'ün yılıdır. 12 Eylül de Türkiye'de mezalimin uç noktaya
vardığı yıldır. Orada üniversitelerden öğrenci, akademisyen, ne kadar işe yarar insan, doğru
insan, düzgün insan, eğitilmiş insan varsa hepsi yok. 55 insan 12 Eylül'de asıldı biliyorsunuz.
Şimdi ben o zaman bunları düşünerek değil, hayalim olduğu için yayınevlerimi kurdum. Ve Türkiye'nin tablosu da bu olduğu için yurt ansikopisinden başlayarak peşinden Türk ve dünya ünleri ansikolojisi peşinden Ana Britannica Türkiye'nin en nitelikli en yetenekli en uygar en aklı
uçan insanlar için buralar bir çekim merkezi oldu. Ben bir şey yapmadım. Yani bir özel plan yok işin içinde. O insanlara kucak açma diye bir şey de yok. O insanları elbette kucakladım ama onlar o insan oldukları için. Sonuç olarak o insanlar geldiler ve bizim ülkemize yurt ansiklopitini, Türk ve dünya ansiklopitisini, Ana Britannica Comptons’u, Temel Britannica'yı ve yığınla edebiyat sanat
kitabını dergileri verdiler o insanlar. Şimdi bugün geldiğimiz zaman Türkiye’ye biz o günleri yaşadığımız halde çorak ve kurak bir yere geldiğimizi görüyoruz zaten. Ama o Filiz içimizde yaşıyor. İpek hanım. Umuyorum ki biz daha güzel günlere, biz değilse de birileri arkamızdan ulaşacak. Teşekkür ederim.
1:52:23
MP - Ağzınıza sağlık Nazar Bey. Arkadaşlar çok teşekkür ederiz katılan herkese. Ben Haluk Mesci'ye de özellikle teşekkür etmek istiyorum. Bizleri birleştirdiği, böyle şeylere öncülük ettiği için. Ve tabii ki Nazar Bey'e bütün emeği için, vakti için bize bu güzel bilgileri, engin bilgileri bize bizimle paylaştığı için kendisine çok çok teşekkür ediyorum. Kapatmadan önce Haluk Mesci'den son bir görüş alacağım. Sonra Nazar Beyden de bir görüş alıp odayı kapatacağız.
1:51:
HM - Ben de ayrıca çok çok teşekkür ederim Nazara'a. Benim ustamdır, abimdir. Ajans Adadan ayrıldığımız için kızmıştır ama onu kızdıracak biçimde yapmadığımızı ben daha sonra bir gün arz
edeceğim kendisine. Çok uzatmadan buluşmanın başında bir Della Femina anekdotu da ben ekleyeyim demiştim. Belki biraz gülümseyerek böylece ayrılırız. Della Femina emekli olduktan
sonra Brooklyn'de mi nerede bir yerde Bronx'ta mı bir İtalyan lokantası açmış. Orada yemek yiyen o zamanki Newsweek editörlerinden birisi tanımış, Sohbet etmeye başlamışlar ve Della Femina'yı Newsweek'in reklamlarını yapmak üzere yeniden reklamcılığa dönmeye ikna etmiş. Şimdi Della Femina'nın çok daha önce söylediği bir laf var. Demiş ki reklamcılık insanın giysileri üzerindeyken alabileceği en büyük zevktir. Newsweek'in reklamlarını aldıktan kısa bir süre sonra da şöyle demiş: “Benim yaşıma geldiğiniz zaman elbiseleri çıkarsanız bile alabileceğiniz en büyük zevk reklamcılık“ Dolayısıyla evet Ajans Ada da ve çeşitli ajanslarımızda bir işleri insanlığımızdan kaybetmeden eğlenerek yaptığımız için de belki o güzel işler çıkmıştır diyorum. Nazar yanaklarından ve ellerinden öpüyorum.
MP - Haluk Mesci bir saniyede yine yazacağı metni yazdı. Benden söylemesi muhteşem bir prefinal oldu. Ağzınıza sağlık hocam. Nazar büyüm’den de o zaman son sözü alıp programımızı kapatalım. Ben tekrar teşekkür ediyorum emeği geçen herkese. Nazar Bey bir kere daha teşekkür ederim size de.
1:53:03
NB - Son söz mü?
MP – Evet, son söz size bırakıyoruz Nazar Bey.
NB - O zaman Haluk, ben iki yanağından hem de bütün bu arzulu, iştahlı, inatçı bu konuda, bu alanda iletişimdeki hayatından ötürü seni alnından öperim. Bu serüven burada bitmiyor. Tabii ki bunlar kalıyor bir biçimde geriye ama Haluk, şu Neşet’le Kanada'da ne yaşadığınızı da bana ayrıca
yazın da biraz eğleneyim sizinle. Gırgır geçeyim. İyi akşamlar.
MP - İyi akşamlar herkese. Kendinize iyi bakın. Sağlık herkese iyi geceler. İyi akşamlar. Hoşça kalın. İyi akşamlar. Teşekkür ediyoruz. Sağ olun. İyi akşamlar.


Yorumlar